Ekranlarda anason kokusu: Masumiyet Müzesi dizi oldu
Bir Orhan Pamuk romanının ilk defa diziye uyarlanışına tanık oluyoruz: Masumiyet Müzesi, çevrimiçi bir platformda yayında. Roman, 1970’lerden 2000’lere uzanan bir İstanbul hikâyesinde, saplantılı bir aşkın gündelik hayata nasıl sızdığını anlatıyordu; dizi uyarlaması da bu dünyayı görsel hafızaya taşıyor.
Bu hafızanın en belirgin eşlikçisi ise rakı. Nişan sofralarında, ev içi buluşmalarda, partilerde ve restoran masalarında rakı neredeyse hiç eksik olmuyor.
Kemal’in babasının, bir öğle rakısı sofrasında sırrını açması da, Füsun’un babasının Kemal’e “Baban severdi” diyerek rakı ikram etmesi de bir tesadüf değil. Tam da bu duygu dünyasının bir yansıması.
Dizide rakı yalnızca içilen bir içki değil; beklemenin, susmanın, itirafın ve zamanın ağırlaşmasının aracı. Masumiyet Müzesi’nin duygusal ritmi, kadehlerin arasında kurulan cümlelerle ilerliyor.
Bu dizi, rakının edebiyatla ve hafızayla kurduğu kadim ilişkinin ekranda da ne kadar güçlü olabildiğini bir kez daha hatırlatıyor. Siz ne düşünüyorsunuz?