Samatya’nın çapkın Gamsız Amcası…

Efendim, eski İstanbul’un hemen her semtinin kültür ve toplum yaşamını yansıtan renkli simaları vardı. Örneğin, Aksaray’ın emektar Çukur Pazarı’nın sembolleri olan “Olrayt Ali Bey ve Bekçi Hasosu” gibi. Bu münevverler söz konusu fukara ve yoksul pazarının biri gündüz, diğeri de gece bekçisiydi. Gamsız Amca ise sadece Samatya’nın değil tüm İstanbul’un en renkli simalarından biriydi. O da Olrayt Ali Bey ve Bekçi Haso gibi sık sık gazetelerde ve dergilerde boy gösterirdi. Medyatik bir kişiliği vardı yani. Kendisinin akranları ona Gamsız, kadınlar Gamsız Efendi, biz çocuklar da Gamsız Amca derdik.

Samatya pazar meydanının yanındaki geçitten geçilip sağa dönüldüğü zaman köşe başında, içki tevzi tezgâhı giriş kapısının yanında olan “Burç Şarapevi” bulunuyordu. Minik bir asma katı olan bu meyhanenin yanında zemini toprak olan büyük bir kıraathane, onun yan tarafında da bir balıkçı meyhanesi vardı. Sözünü ettiğim meyhane diğer balıkçı meyhanelerine oranla çok daha seviyeli ve bakımlıydı.

Bu üç dükkân tren yolunun hemen bitişiğinde, yer altı geçidinin hemen sağ tarafındaydı. Söz konusu mekânların karşı tarafında ak saçlı ve kaytan bıyıklı yaşlı bir adam sürekli olarak taburesinde otururdu. Önündeki kalınca çıtalardan yapılmış rahlenin üzerinde de ahşap bir bavul içinde balık oltaları bulunurdu.

Bu ihtiyar yakışıklısının omzunda desenli büyük bir mendil eksik olmazdı hiç. Boğucu sıcak yaz günlerinde bu mendille terini silerdi sık sık. Taburesinden çok seyrek kalkıp meyhanelerin önünde kısa bir tur atarak tekrar taburesine çökerdi. Ancak bu mini turların bazılarında çaktırmadan meyhanelerin birine dalıp ayaküstü bir iki tek attığı da olurdu.

Kendisine mahsus mütevazı köşesinde sabahın köründen gecenin karanlığına kadar nöbet tutuyordu âdeta. Bu adamcağız Ermeni’ydi ya da biz çocuklar kendisini öyle biliyorduk. Ağır çekim davranışları nedeniyle semt sakinleri tarafından “Gamsız” lakabıyla anılırdı.

Ne kadar babacan ve kalender meşrep tavırlı yapıya sahip olsa da aynı zamanda hovarda meşrep bir kişiliğe sahipti. Ancak karda yürür izini belli etmezdi hiç. Hızlı bir çapkındı yani.

O yıllarda Gamsız Amca İstanbul balıkçıları arasında “çapari ustası” olarak kabul edilirdi. Sarıyer, Beykoz, Kanlıca gibi çok uzak semtlerden bile amatör balıkçılar gelir, kendisinden çapari alırlardı. Hatta bu durum sadece amatör balıkçılar için değil profesyoneller için de söz konusuydu. Gamsız Amca’nın yaptığı çapariler her atışta mutlaka bütün iğneleri dolu olarak geri dönerdi. Ellinin tılsımından olacak ki çaparileri çok bereketliydi. Hazırladığı çaparileri de yanından hiç ayırmadığı küçük tahta valizinde saklardı.

Gamsız Amca’nın bulunduğu sokağın hemen arka tarafı ağaçlık bir yerdi. Kimi zaman semt sakinlerinden bazıları burada piknik yapardı. Bu yeşilliğin yan tarafında da sahile nazır barakalar bulunurdu. Sokağın ilerisinden sağa dönüldüğü zaman alt kısımda Narlıkapı Çıkmazı, üst kısımda da surların hemen yanından Narlıkapı Caddesi uzayıp giderdi. Bu caddenin son bölümünde ise Cevdet Ağabey’in meyhanesi konuklarını ağırlardı.

Bu arada Samatya’daki sosyal yaşam Aksaray’daki kadar hareketli değildi belki ama çok daha çekici, çok daha etkileyiciydi. İnsanlar daha şık giyinirlerdi. Bekâr ve dul hanımların hafif meşrep takımı yakışıklı ve kibar beylere daha sıcak ve daha cömert davranırlardı.

Yaz ayları süresince akşam saatlerinde bütün sahil boyu kayık sefası yapan çiftlerle, ailelerle dolup taşardı. Gamsız Amca da bu sahilde kayık ve sandallarını kiraya verirdi. Semtin genelinde sair günlerde yaşam sessiz ve sakin geçerken, hafta sonlarına doğru hareketlilik başlar, cumartesi akşamları hareketlilik doruğa çıkardı.

Ayrıca Samatya dönemin Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın oğlu Refii Bayar tarafından kurulan “Refii Deniz Spor Kulübü’nün avantajına da sahipti. Böylesine çağdaş bir kuruluş bu şirin semti daha zengin ve görkemli kılıyordu âdeta. Narlıkapı Çıkmazı’nın ilk binasında yer alan kulübün sahilinin biraz ilerisinde dubalar üzerine kurulmuş iki katlı bir atlama trampleni vardı. Bu tramplenle kulüp arasında bölümde de yüzme yarışmaları, kayık ve yelken yarışmaları düzenlenirdi.

Aslında Samatya şarapçılar semti olarak anıldığı kadar balıkçılar semti olarak da bilinirdi. Ancak, Kumkapı’daki olduğu gibi balıkçıların çoğu Karadenizli değil, daha ziyade Ermenilerden oluşurdu. Narlıkapı surlarına kurulan çiroz sergilerinin en zenginlerini de lakerdanın en lezzetlilerini de genellikle Ermeni balıkçılar yapardı. Likorinozun lezzeti, ançüezin nefaseti bu gayrimüslim vatandaşlarımızın hünerli ellerinde âdeta mükemmelleşirdi.

Hele (Lipari) Uskumru Dolmaları bu münevverlerin ellerinde doyumsuz bir lezzete sahip olurdu. Bu arada bugün meyhaneler kasabası olarak bilinen Kumkapı’da o yıllarda belli başlı meyhane olarak Tayyar Baba’nın Balıkçı Meyhanesi, Çamur Şevket’in Yeri, Kör Agop ve Minas Usta’nın meyhanesi bulunurken, Samatya’nın hemen her köşesinde irili ufaklı onlarca meyhane bulunurdu.

Sırası gelmişken bir gerçeği daha vurgulamam gerekiyor. Samatya’daki meyhanelerde rakıdan ziyade şarap içilirdi. Bunun başlıca nedeni gayrimüslim vatandaşlarımızdan kaynaklanıyordu. Çünkü semt sakinlerinin büyük bir çoğunluğu gayrimüslimlerden oluşurdu. Tam aksi sebepten dolayı da Aksaray’daki meyhanelerin hepsinde neredeyse sadece rakı içilirdi. Şaraba ise semtin fukara ve yoksul kesimi ve az sayıdaki gayrimüslimler itibar ederdi.

Sempatik ve sevimli Gamsız Amca’mız genellikle Pazar meydanının köşesindeki Mürefte Meyhanesi’nin cam kenarında bir masaya oturur oturmaz kısa bir süre içinde masası onu seven dostlarıyla dolup taşardı. Aslında her zaman al kırmızı olan yanakları her kadehten sonra biraz daha kızarır pancar gibi olurdu. Ama o güleç yüzünden gülücükler eksik olmazdı hiç.

Gamsız Amcamız da bu yalan dünyadan göçüp gitti, toprağı bol mekânı cennet olur inşallah.

Sağlıkla ve mutlulukla kalını, ama hep sevgiyle kalın…

Vefa Zat, 2012

Bu yazı ilk defa buyukkeyif.com’da yayımlanmıştır.

Paylaş: